Bilimsel Sosyalizm
   Nederlands                               www.bilimselsosyalizm.net  May 24 2024 22:39:52  
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



MAO ZEDUNG REVİZYONİZMİNİ MAHKÛM EDİYORUZ!
Yazılar-BroşürlerTKP/ML HAREKETİ MERKEZ KOMİTESİ İmzalı 22 Mart 1980 Tarihli MAO ZEDUNG REVİZYONİZMİNİ MAHKÛM EDİYORUZ!” Başlıklı Bildiri’nin Yayımlanmasına İlişkin Açıklama

Aşağıda okuyacağınız yazı, Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist Hareketi (TKP/ML Hareketi) Merkez Komitesi’nin 13 Haziran 1979 tarihinde başlattığı Çin Komünist Partisi (ÇKP) ve Mao Zedung’u değerlendirme kampanyasının sonuç bildirisidir.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin yakın politik tarihini araştırmak ve irdelemek bakımından da önemli bir belge olduğunu düşündüğüm ve politik koşullar nedeniyle çok az sayıda okura ulaşabilen bu bildiriyi, revizyonist Mao Zedung Düşüncesi"nin TKP/ML Hareketi'nin görüşleri üzerindeki etkilerini komünist-devrimci bir biçimde yadsımanın bir gereği olarak, yayımlıyorum. Burada özellikle vurgulanması gereken odur ki, “Mao Zedung Düşüncesi”, kurucu önderi İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, TKP/ML’nin kurucu üyelerinin ve diğer üyelerin ve üye adaylarının ideolojik, teorik ve politik görüşlerini çok yönlü olarak etkilemiştir.

Merkez Komitesi’nin duyurduğu gibi, revizyonist “Mao Zedung Düşüncesi”nin TKP/ML Hareketi’nin görüşleri üzerine etkilerini araştırmak ve tartışmak için yeni bir kampanya örgütlenecekti. Bildiri’nin sondan ikinci paragrafı şöyle:

“Revizyonist “Mao Zedung Düşüncesi”ne karşı tartışma kampanyasında ulaşılan sonuçlar uyarınca cepheden mücadele yürütmenin yanı sıra, hareketimiz, aynı zamanda, bu küçük-burjuva revizyonist teorinin üzerimizdeki etkilerini araştırma ve inceleme faaliyetini yeni bir tartışma kampanyası olarak yürütecektir.”

12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesinin yol açtığı politik koşullar ve ideolojik, politik ve örgütsel tasfiyecilerin eylemleri nedeniyle bu ikinci kampanya, en azından yazarın tanık olduğu dönemde, örgütlenemedi. Böylesi bir kampanyanın örgütlenememesinde TKP/ML Hareketi’nin ikinci konferansının örgütlenmesi süreci yaşanırken, örgütün devrimin karakteri konusundaki temel görüşlerini reddeden, hatta örgütün politik bir örgüt değil de yalnızca “ideolojik bir akım” olduğu savında olan kimi hizipçi-komplocu Merkez Komitesi üyelerinin, konferans toplanmaksızın, kendi görüşlerini 1979 yılında toplanan Birinci (Nisan) Konferans tarafından kabul edilen örgütün görüşlerinin yerine geçirmek için, yetkili olmadıkları halde Merkez Komitesi imzalı kararlar alarak örgüt-içi darbe yapmaları nedeniyle Merkez Komitesi’nde yaşanan 12 Şubat 1984 tarihli bölünmenin rolü özellikle vurgulanmalıdır.

Komünist hareketin geleceği bakımından ideolojik ve teorik olarak atılım yapma sürecinin sürdürülmesi için büyük önem taşıdığını düşündüğüm bu bildirinin okurdan gereken ilgiyi göreceğini umarım.

A. H. Yalaz
23 Haziran 2023

--------------

MAO ZEDUNG REVİZYONİZMİNİ MAHKÛM EDİYORUZ!

Türkiye proletaryasının parti-öncesi öncü politik örgütü olan TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST-LENİNİST (TKP/ML) HAREKETİ BİRİNCİ (NİSAN) KONFERANSI tarafından alınan karar gereğince MERKEZ KOMİTESİ tarafından açılıp 9 ay kadar süren ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ ve MAO ZEDUNG’u değerlendirme kampanyası başarıyla sonuçlandı. Revizyonist “Mao Zedung Düşüncesi” ret ve mahkûm edildi. Hayatın her alanında olduğu gibi, bu tartışma kampanyasında da hareketimize ve Merkez Komitesi’ne yol gösteren proletaryanın yüce ideolojisi Marksizm-Leninizm oldu. Sovyet revizyonizmi, Troçkizm, Çin revizyonizmi, Avrupa “komünizmi” vb. Marksizm-Leninizm düşmanı her türlü düşünce ve politik akımın kararlı muhalifi olan Marksist-Leninist hareket, hangi biçim altında olursa olsun, Marksizm-Leninizm’in revizyona (gözden geçirmeye) tabi tutulmasına, tahrifine karşı mücadelede başarılı bir sınav vermiştir. Söz konusu kampanya, Marksizm-Leninizm’in daha derinden kavranmasına, teorik düzeyin yükselmesine, Marksizm düşmanı akımların içyüzünün ve Marksizm-Leninizm’e yönelen saldırıların daha iyi kavranmasına yol açtı. Taşıdığı çeşitli eksiklik ve zaaflarına rağmen başarıyla sonuçlanan kampanya, Türkiye komünist hareketinin ve şüphesiz ki, aynı zamanda uluslararası komünist hareketin bir başarısıdır ve tarihsel bir öneme sahiptir.

Nisan Konferansı, açılan kampanyanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması yöntemini de belirlemişti. Bu yönteme göre, hareketimizin bütün üyeleri ve aday üyeleri kampanyaya aktif olarak katılacaklar, ulaştıkları sonuçları organlar aracılığıyla Merkez Komitesi’ne ileteceklerdi. Hareketin resmi görüşlerinin belirlenmesinde sadece üyelerin oyları belirleyici olacaktı. Nisan Konferansı tarafından belirlenen bu yöntemi Merkez Komitesi uygulayarak tartışmayı başarıyla sonuçlandırmıştır. Kampanya, diğer şeylerin yanı sıra, örgüt-içi proleter demokrasinin daha bir yerleşmesinde ileri bir adım olmuştur.

Bu bildiride kampanya sonucu ulaşılan sonuçları kısaca açıklamakla yetineceğiz. Sorunu çeşitli yönleriyle ve daha kapsamlı olarak açarak başka araçlarla kitlelere ileteceğimizi belirtelim.


ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ VE MAO ZEDUNG HİÇBİR ZAMAN MARKSİST-LENİNİST OLMAMIŞLARDIR

1921 yılında Komintern’in de yardımıyla kurulan ÇKP, komünist bir parti olarak değil, küçük-burjuva bir parti olarak doğmuştur ve hiçbir zaman komünist bir parti haline gelmemiştir.

ÇKP, sosyalist toplumun kurucusu olarak proletaryanın tarihsel rolünü reddetmiş; hiçbir zaman anti-kapitalist bir perspektife sahip olmamıştır. ÇKP’nin proletaryanın politik eğitimi, politik örgütlenmesi ve bağımsız bir güç olarak politika sahnesine çıkması gibi bir sorunu olmamıştır. Perspektifi burjuva-demokratik devrim ile sınırlı kalan ÇKP kesintisiz devrimi reddetmiştir

Marksizm-Leninizm’i rehber edinmeyen ÇKP, dünya ve Çin proletarya hareketinin sorunlarını çözmeye yönelmemiş, kapitalist sistemi ve emperyalizmi ebedileştirmenin teori ve pratiğini yapmıştır. Çin kapitalist ekonomisinin gittikçe hızlanan tekelleşmesi ve politik gericiliğin gelişmesiyle birlikte yıllar boyunca sistemleşen revizyonist “Mao Zedung Düşüncesi” bir ürün daha verdi: “Üç Dünya Teorisi”. ÇKP, revizyonist “ÜDT”yi dünya devriminin stratejisi olarak sundu. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları devrim ve sosyalizm yolundan saptırmak tarihi misyonunu üstelenen “ÜDT”, kapitalizmi her türlü devrimci saldırıdan koruyarak ebedileştirmemin teorisiydi. ÇKP ve onun önderi Mao Zedung, 1970’lerin ilk yıllarından itibaren pratik politikada bu teoriye uygun davranmışlar; içte ve dışta karşı-devrimci pratik faaliyet yürütmüşlerdir. ÇKP’ye yol gösteren Marksizm-Leninizm değil, “ÜDT” olmuştur. 1970’lerin ilk yıllarından sonra Çin sosyal-emperyalist bir ülke haline gelmiştir. Bugün gelinen noktada ÇKP, kapitalist-emperyalist ülkelerle işbirliğini artırarak, Çin’in kapılarını dış emperyalist sermayeye ardına kadar açmış, emperyalistlerle el ele vererek çeşitli milliyetlerden Çin işçi sınıfını ve diğer halk kitlelerini azgınca sömürmektedirler. Çin sosyal-emperyalizmi, karşı-devrim cephesinde Amerikan emperyalizmi ve diğer emperyalist ülkelerle birlikte kol kola dünya devrim cephesine karşı savaşmaktadır.

ÇKP, proletaryanın menfaatlerinin tavizsiz savunucusu olmamış, değişik zaman ve şartlarda, çeşitli burjuva kesimleriyle (hatta komprador burjuvazi ve toprak ağalarının çeşitli kesimleri de dahil) ittifak uğruna proletarya ile burjuvazi çelişkisini gizlemeye, “sınıflar arası uyum”u sağlamaya ve böylece proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesini engellemeye çalışmıştır. 1924-27 devrimi sırasında henüz burjuva-demokratik bir örgüt olan Guomindang ile yapılan ittifak sırasında orta burjuvaziye, hatta büyük burjuvaziye karşı proletaryanın hayat ve çalışma şartlarını biraz olsun düzeltmek için başvurduğu grevleri bile ittifakın bozulmaması adına engellemiştir.
ÇKP, anti-kapitalist bir perspektife sahip olmaması; demokratik devrimi nihai hedef olarak benimsemesi ve proletaryanın tarihsel rolünü reddetmesinin mantıki bir sonucu olarak devrimde proletaryanın hegemonyası fikrini de reddetmiştir. Örneğin, ÇKP, küçük-burjuva niteliğine uygun olarak, 1924-27 devrimi sırasında Komintern’in doğru talimatlarına uymamış; devrimin gelişme süreci içinde Guomindang içindeki kapitalist burjuvaziyi tecrit politikası izlememiş; devrimin önderliğini ele geçirmeye çalışmamıştır. Her devrimin en genel yasası olan şiddete dayanan devrim yasasını bir kenara itmiş; kendi önderliği altında silahlı kuvvetler (halk ordusu) örgütlememiştir.

Daha sonraki yıllarda ise Japon emperyalizminin Çin’i işgali, özellikle de Sian olayından sonra Amerikan ve İngiliz yanlısı komprador burjuvazi ve toprak ağaları ile uzlaşmış, proletaryanın ve diğer halk kitlelerinin temel hayati çıkarlarından büyük tavizler vermiş, hatta gericilerle ortak “demokratik” cumhuriyet kurmanın teori ve pratiğini yapmıştır. Diyebiliriz ki, ÇKP, Çin halk kitlelerinin, özellikle işçi sınıfı ve yoksul köylülüğün yükselen anti-emperyalist, anti-komprador ve anti-feodal mücadelesi sonucu devrime önderlik etmek zorunda kalmıştır.

ÇKP’de kuruluşundan beri Çin devriminin niteliği vb. çeşitli temel meselelere ilişkin görüş ayrılığı ve bu temel üzerinde hizipleşmelere uygun ortam daima var olmuş; hizipler ortaya çıkmıştır. Partinin hiziplerin varlığı ile bağdaşmayan irade ve eylem birliği olduğu Leninist ilkesi reddedilmiş; ÇKP, küçük-burjuva sınıf niteliği nedeniyle bir hizipler federasyonu olmuştur. Üye kaydedilmesi hususunda Leninist ölçütlere uyulmamış; hemen hemen her isteyen partiye üye kaydedilmiştir.

1924-27 devriminin yenilgiye uğramasından sonra, ÇKP küçük-burjuva bir parti olarak bile birliğini koruyamamıştır. 1935 yılına kadar parti yönetimine hâkim olamayan Mao Zedung ve hizbi Zunyi’deki toplantıyla birlikte hakimiyetini kurmuştur. Daha sonraki yıllarda ÇKP’ye yön veren, teori ve pratiğine damgasını vuran, kökleri ÇKP’nin kuruluşu öncesine kadar uzanan, yıllar boyunca sistemleşen ve her bakımdan anti-Marksist olan “Mao Zedung Düşüncesi” olmuştur. Bu nedenle ÇKP’nin 1935 sonrası dönemini incelemek “Mao Zedung Düşüncesi”ni incelemek anlamını taşır.

Çin’de anti-emperyalist demokratik devrime, ÇKP tarafından temsil edilen Çin küçük-burjuvazisi önderlik etmiştir. Milli (orta) burjuvazinin sol (devrimci-demokrat) kanadı da devrimin önderliğinde tali oranda bir rol oynamıştır.
ÇKP, uygun ulusal ve uluslararası şartların da yardımıyla Çin komprador burjuvazisi ve toprak ağalarının emperyalist uşağı Guomindang rejiminin yıkılmasına önderlik etmiştir. Çin burjuva-demokratik devriminin zaferi sonucu ilk başlarda küçük-burjuvazinin daha sonraları ise orta burjuvazinin hâkim politik güç olduğu burjuva demokratik bir cumhuriyet kurulmuştur. Çin Halk Cumhuriyeti, geniş kitlelerin, özellikle de köylülüğün desteğine dayanıyordu.

Çin devrimi dünya emperyalizmine indirilmiş büyük bir darbe; dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları için büyük bir zaferdi. Çin devrimi emperyalizme, komprador kapitalizme ve feodalizme ağır darbeler indirmiş; Çin milli kapitalizminin gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmış, Çin kapitalizminin bağımsız ve daha hızlı gelişmesini sağlamıştır. 1949 devrimi sonrası sosyalizm adına yapılanlar bazı devletleştirmeler, milli burjuvazi ile ortaklaşa sahip olunan kuruluşlar ve Çin kırında geri bir teknik temel üzerinde 500 milyon civarında köylünün on binlerce kooperatif ve “halk komününde” toplanması olmuştur. Çin kırında kapitalizmin gelişmesini geciktirtici bir etki yapan bu durum, ÇKP’nin benimsediği küçük-burjuva ütopik sosyalizminin kısa sürede iflas etmesi sonucu değişmiş, kapitalizm hızlı bir gelişme içine girmiştir. İçinde milli (orta) burjuvazinin belli kesimlerinin de temsil edildiği küçük-burjuva ÇKP, sınıfsal tabiatına uygun olarak, kapitalist yolu tutmuş, diğer kapitalist partilerle işbirliği yapmış ve süreç içinde kapitalist bir parti haline gelmiştir.

Sosyalist aşamaya yükselen Çin devrimi, komünist bir partinin önderliği olmadığından demokratik aşamada çakılıp kaldı. Devrime önderlik eden ÇKP’nin, sınıfsal niteliğine uygun olarak, devrim sonrası, Çin’de sosyalizm yönünde hiçbir adım atılmamış; kapitalizme karşı hiçbir sosyalist tedbir alınmamıştır. Sosyalizmi inşa etme adı altında kapitalizmin hızlı bir şekilde gelişmesini sağlamak; işçi sınıfının politik bilinç kazanmasını ve politik eyleme geçmesini engellemek için ÇKP, emek ile sermayenin, sosyalizm ile kapitalizmin uyumu tezini savunmuş; böylece işçi sınıfını burjuvazinin hizmetkârı kılma işlevini yerine getirmiştir. ÇKP, sosyalizmin maddi temelinin esas olarak tamamlandığı söylenen 1956’dan yıllar sonra bile hâlâ bir sınıf olarak kapitalist burjuvazinin varlığından, sosyalizmi benimsediğinden ve işçi sınıfının onunla iyi geçinmesi gerektiğinden dem vurmuştur.

ÇKP, proleter enternasyonalizmini hiçbir zaman benimsememiş, daima bir sınıf olarak dağılan küçük-burjuvazinin (daha sonraları ise kapitalist burjuvazinin) bakış açısını benimsemiş; her şeye kendi sınıf çıkarları açısından, Çin’in çıkarları açısından bakmış, Büyük Han şovenizmine kadar varan burjuva milliyetçi bir tutum takınmıştır. ÇKP ve onun önderi Mao Zedung’un dünya komünist partisi Komintern’e bağlılıkları, kendilerinin de itiraf ettikleri gibi, lafta kalmıştır. ÇKP, sosyalist Sovyetler Birliği’ne karşı da burjuva milliyetçi bir tutum takınmıştır.

ÇKP, Titocu revizyonizmin Kominform’un aldığı bir kararla uluslararası komünist hareket tarafından mahkûm edilmesini hoş karşılamamış; Stalin’in haksızlık ettiğini iddia etmiş, bazen çıkarları gerektirdiğinde Titoculuğu mahkûm etmiş, bazen de onu göklere çıkarmıştır. Son gelinen noktada ise, emperyalist ajanı Tito büyük bir Marksist Leninist; Yugoslavya ise sosyalisttir ÇKP revizyonistlerine göre.

Stalin’in ölümünden sonra parti ve devlet yönetimini gasp eden Kruşçev modern revizyonizminin Stalin’e, sosyalist inşaya ve Marksizm-Leninizm’e cepheden saldırıya geçtiği 20. Kongreyi hararetle alkışlayan ÇKP, bu durumdan Marksizm-Leninizm’e, Stalin’e ve sosyalizme saldırı için yararlanmıştır.

Yeni Rus burjuvazisi ile barış ve işbirliği umutları zayıfladığı dönemlerde ÇKP, Kruşçev revizyonizmine karşı sözde mücadele etmiş; Kruşçevci tezleri sözde eleştirirken, aynı tezleri başka biçimlerde savunmaya devam etmiştir. (Örneğin parti, devlet vb.) Kruşçev’in devrilmesinden sonra yeni Rus burjuvazisi ile barış ve işbirliği umutları tekrar canlanmış ve ÇKP Brejnev’i sevinçle selamlamıştır. Sonuç ÇKP açısından yine hayal kırıklığı olmuş ve ÇKP yeniden karşı saldırıya geçmiş; iki revizyonist mihrak arasında dalaşma devam etmiştir. Bu dönemde ÇKP ve burjuva-demokratik Çin hâlâ dünya devrim cephesinde yar alıyordu.

Marksist-Leninist kültür devrimi anlayışını tahrif eden ÇKP, onu, zaman zaman ortaya çıkacak bir kargaşa, bir hizipler dalaşı olarak görmüştür. “Büyük Proleter Kültür Devrimi” denilen ve proleter olmadığı gibi kültür devrimi de olmayan hizipler arası iktidar mücadelesi sırasında ordu bir kez daha kullanılmıştır. “Kültür Devrimi” sırasında ÇKP’nin örgütsel yapısı hizipler arası dalaşma sonucu tamamen felce uğramış, tozun dumana karıştığı tam bir kaos ortamı doğmuştur. Ancak, her şeye rağmen “BPKD” parti ve devlet yönetiminde önemli mevkileri ele geçiren gericilere karşı yürütülmüş ilerici bir politik harekettir.

“MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ”: ANTİ-MARKSİST, KÜÇÜK-BURJUVA REVİZYONİST BİR TEORİ

Mao Zedung’un, özellikle 1935 sonrası sistemleşip bütünlük kazanan dünyaya bakışı, yorumlayışı; sınıf mücadelesine yaklaşımı ve ekonomi-politik alanlarındaki görüşlerinin kökleri ÇKP’nin kuruluşundan önceki yıllara dayanır. “Mao Zedung Düşüncesi” olarak adlandırılan görüşler, her alanda Marksizm-Leninizm’e taban tabana zıttır; onun revizyonudur. Küçük-burjuva demokrat bir aydın olan Mao Zedung’un düşüncelerini Marksizm’in üç bileşeni bakımından değerlendirdiğimizde, onun, her bakımdan Marksizm-Leninizm karşısına dikilen; onu gözden düşürmeye, devrimci özünü boşaltmaya çalışan ve böylece onu burjuvazi için zararsız hale getirmeye çalışan burjuva dünyasının bir temsilcisi olduğunu görürüz.

Marksist Felsefe ve “Mao Zedung Düşüncesi”

Mao Zedung’un doğa ve toplum olaylarına yorumlayışı, felsefesi idealisttir. Küçük-burjuva bir ideolog olarak o, maddenin bilinci değil, bilincin maddeyi belirlediğini; bir başka deyişle, toplumsal varlığın toplumsal bilinci değil, toplumsal bilincin toplumsal varlığı belirlediğini savunmaktadır. Bunun yanı sıra o, bilincin, maddenin kendisi de bir madde olan beyindeki bir yansıması olduğu şeklindeki bilimsel doğruyu savunur görünürken; aynı zamanda, aslında, maddenin de bilincin bir yansıması olduğu şeklindeki idealist düşünceyi savunmaktadır; materyalist diyalektik bilgi teorisini reddeden Mao, materyalizmin kampında değil, idealizmin kampında yer almaktadır.

Mao Zedung’un doğa ve toplum olaylarına yaklaşımı, inceleme ve kavrama yöntemi diyalektik değil metafiziktir. Diyalektik gelişmeyi reddeden Mao, gelişme de değişmeyi azalış ve artış olarak, aynı şeylerin durmaksızın tekrarlandığı, niteliksel değişmeye uğramadığı evrimci bir gelişme ve değişme olarak görür; niceliksel değişikliklerin kaçınılmaz olarak niteliksel değişikliklere yol açacağını reddeder. Metafizik dünya görüşüne sahip olan Mao Zedung, diyalektiğin temel yasası olan karşıtların birliği yasası (çelişki yasası) dışındaki diyalektik yasaları, özellikle de niceliğin niteliğe, niteliğin niceliğe dönüşmesi ve inkârın inkârı yasalarını reddetmektedir. Böylece, o, komünizmin kapitalist toplumun diyalektik gelişmesinin zorunlu ürünü olduğunu reddetti.

Karşıtların birliği yasasının diyalektiğin tek yasası olduğunu iddia eden Mao, bununla, metafizikçi bir idealist olarak, kendi evrimci görüşünü haklı çıkarmak amacını gütmektedir. O, karşıtlarla ve bu arada ebedi karşıtlarla hokkabazlık yaparak karşıtların birliği yasasını iğdiş etmekte; bir sürecin sona erip başka bir sürecin başlamasını sürecin çelişkisinin çözülüp nitelik değişikliğine uğraması ve yerini kendi çelişkisini bağrında taşıyan yeni bir sürecin alması olarak değil, aynı karşıtların karşılıklı basit bir yer değişimi olarak görmektedir. Dolayısıyla, ona göre, şeyler hiçbir zaman nitelik değiştirmemekte; kısmi bazı değişikliklerle birlikte ebedi olarak sürüp gitmektedir.

Sınıflara bölünmüş bir toplumda, ideolojinin zorunlu olarak bir sınıf niteliği taşıyacağını reddeden Mao Zedung, proletarya ile burjuvaziyi uzlaştırmaya çalışırken, sportmence yarışma; “yüz çiçek açsın yüz düşünce akımı yarışsın” vb. burjuva liberal vaazlarla burjuva ideolojisi ile proleter ideolojiyi uzlaştırmaya çalışmıştır. O, ideolojik çelişkilerin, gerçek çelişkilerin kendilerini soyut biçimde gösteren yansımasından başka bir şey olmadığını kavramamış; proletarya ile burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın yansıması olan ideolojik uzlaşmaz karşıtlığı reddetmiştir. O, daima taban tabana zıt iki ideolojiyi uzlaştırmanın teorisini yapış; pratiğinde buna uygun davranmıştır.

Özel mülkiyet temeline dayanan sınıflı toplumlarda, sınıflar arası uzlaşmazlığı gizlemeye çalışan Mao Zedung, uzlaşmaz karşıtlıkların, örneğin proletarya ile kapitalist burjuvazi arasındaki çelişkinin, hatta komprador burjuvazi ve toprak ağaları ile bir bütün olarak halk arasındaki çelişkilerin karşılıklı “iyi niyete” dayanan ikna, eğitim vb. yollarla uzlaştırılabileceğini iddia etmektedir. Kapitalist burjuvazinin sosyalizmle bütünleşeceği, sosyalizmin proletarya ile kapitalist burjuvazinin “ortak çaba”larıyla inşa edileceği tezi sadece bir örnektir buna.

Marksizm-Leninizm’i revizyona tabi tutmasına rağmen, onun kararlı bir takipçisi pozu takınan Mao Zedung, adını anarak açıkça Marksizm-Leninizm’e, Marx ve Lenin’e saldırmamakta, bunu özellikle felsefi alanda, Engels’e ve Stalin’e cepheden saldırarak yapmaktadır. Ona göre, özgürlük ile zorunluluk ilişkisini kavramayan Engels, dünyayı değiştirmek değil, sadece tanımlamakla yetinen; gelişmeyi Hegelci üçlüler (tez, anti-tez, sentez) aracılığıyla ispatlamaya kalkışan idealist bir filozoftur. Yine Mao’ya göre, Stalin metafizikçidir; herkese metafiziği öğretmiştir. Ve onda önemli ölçüde sübjektivizm, bir başka deyişle idealizm vardır ve onun düşüncelerinin birçoğu objektif gerçekliği yansıtmamaktadır. Mao Zedung revizyonistinin Engels’e saldırıları Dühring ve Mihayilovski’nin; Stalin’e saldırıları ise Kruşçev revizyonizminin saldırıyla öz olarak aynıdır.

Mao Zedung, her ülkenin farklı somut şartlara sahip olduğu gerekçesiyle, “Marksizm’in Çinlileştirilmesi” adı altında Marksist diyalektik materyalist felsefe de dahil olmak üzere Marksizm-Leninizm’in evrensel karakterini reddetti. Ona göre, Marksizm “yabancı” idi ve bu nedenle Çin halkının kulağına hoş gelen (!) Çin’e özgü bir “milli Marksizm” yaratılmalıydı. Kendisini Çin türü bir “Marksizm” yaratılmasına adayan Mao Zedung, proletaryanın devrimci eylemine temel hizmeti gören materyalist diyalektik dünya görüşünü, yerli (!) bir dünya görüşüyle, Konfüçyüs’ün idealizmi ile bağdaştırmaya çalıştı. Onun felsefesi eski Çin felsefesinin güçlü etkisi altındaydı.

Doğada ve toplumda her şeyin yapısında iç çelişkilerin varlığını sözde kabul etmesine rağmen Mao Zedung, aslında çelişkinin objektifliğini reddediyor. Ona göre, belirli bir süreçte var olan çelişkilerden biri (baş çelişki) süreçteki diğer çelişkilerin varlığını belirliyor. Şeylerin birbirleriyle ilişkili olmasının kaba bir tahrifi olan bu tez, çelişkinin objektifliğini; gerçeğin objektifliğini reddetmektedir. Bir çelişkinin varlığını, diğer bir çelişkinin varlığına bağlayan Mao Zedung, bu arada bir şeyin gelişmesinin kendi iç çelişkisi nedeniyle değil, bir dış nedenin, bir dış kaynağın etkisi sonucu olduğunu düşünür.

Marksist sınıf mücadelesi öğretisi ve “Mao Zedung Düşüncesi”

Mao Zedung hiçbir zaman anti-kapitalist bir perspektife sahip olmamıştır. Onun ufku burjuva-demokratik devrim ile sınırlı kalmış, hiçbir zaman komünizmi ve onun alt aşamasını (sosyalizm) hedeflememiştir. Kesintisiz devrim onu ilgilendirmemiş; demokratik devrimi idealize etmiş, Çin’de proletarya diktatörlüğünün uzun süre kurulamayacağını ve buna teşebbüs etmemek gerektiğini vaaz etmiştir. Revizyonist görüşlerini süreç içinde sistemleştirip derinleştiren Mao, nihayet “Üç Dünya Teorisi”ni formüle ederek kapitalizmi ebedi kılmanın teori ve pratiğini yapmıştır.

Dünyaya metafiziğin penceresinden bakan Mao, milli demokratik halk devriminin milli ve demokratik yönleri arasındaki diyalektik bağı reddetti; devrimin milli ve demokratik yönlerini birbirinden kopuk apayrı süreçler olarak ele aldı; ve bu süreçlere ilişkin birbiriyle ilişkisiz “milli devrim” ve “demokratik devrim” yöntemlerinden söz etti.
Milli demokratik devrimin iki yönü arasındaki ilişkiyi koparan Mao Zedung, özellikle emperyalizmin işgali (örneğin Japon işgali) söz konusu olduğunda demokratik devrim programını belirsizleştirdi; programın temel taleplerinden vazgeçti, sadece belirli bir düşmanı (baş düşman) hedefleyen özel programları demokratik devrim programının yerine geçirdi. “Aşamalı devrim” anlayışını savunan Mao, böylece, milli demokratik halk devrimini birbirinden kopuk süreçlerin, demokratik devrim programını da “özel programların” bir toplamı olarak ele aldı.

Burjuva-demokratik devrimle sınırlı kalan perspektifinin bir unsuru olarak, Mao, en devrimci sınıf olarak proletaryanın tarihsel rolünü ve devrimde proletaryanın hegemonyasının tarihi ileri götürmek için hayati bir öneme sahip olduğunu reddetmiştir. O, devrimde önderliği bazen tüccarlara, bazen köylülüğe, bazen gençliğe ve hatta, Japon işgali sırasında karşı-devrimci Çan Kay-şek Guomindang’ına bırakmıştır. Tabii bu arada proletaryanın önderliğinin şart olduğunu savunur görünmekten de geri durmamıştır.

Anti-kapitalist bir perspektife sahip olmaması ve devrimde proletaryanın önderliğini reddetmesinin kaçınılmaz sonucu olarak, Mao, Leninist parti öğretisini de ret ve tahrif etmiştir. O, partiyi teorik olarak bir kitle örgütü derekesine düşürmüş, pratiğinde de bu anlayışına uygun hareket etmiştir. Her isteyenin partiye girmesi sonucu ÇKP’nin üye sayısı kısa sürede büyük rakamlara ulaşmış; parti üye sayısı ordunun mevcudunu aşmıştır. 1924-27 devriminin yenilgisinden, özellikle Mao ve hizbinin parti yönetimine hâkim olduğu 1935 yılından sonra, ÇKP, bir köylü partisi haline gelmiştir; parti üye sayısının büyük çoğunluğunu (%90 civarında) köylüler oluşturmuştur.

Mao Zedung, proletarya partisinin hiziplerin varlığı ile bağdaşmayan irade ve eylem birliği olduğu şeklindeki Leninist ilkeyi reddetmiş; karşıtların birliğinden mahrum kalmamak adı altında, parti içinde iki çizginin (proleter ve burjuva) var olması gerektiğini vaaz etmiştir. Kurulduğundan beri hizipleşmelere uygun bir ortam taşıyan; daha sonraki yıllarda çeşitli hiziplerin ortaya çıktığı ÇKP’nin bu durumu Mao Zedung ’un parti yönetimini ele geçirdikten sonra da devam etmiştir. Karşıtların birliği yasası gereğince parti içinde iki çizginin varlığının gerekliliği tezinin bir tezahürü olarak Mao, iflah olmaz oportünist olarak değerlendirdiği kişilerin parti merkez komitesine girmelerini sağlamak için bizzat çalışmıştır; çünkü, Mao’ya göre, farklı çizgiler olmadığı durumda mücadele olmayacağından partinin hayatı sona erer. Ona göre, partide anti-komünist olan komünistler ve küçük-burjuvazinin temsilcileri de var olmalıydı.

Onun proletaryanın devrimde müttefikleri sorununa yaklaşımı, ittifaklar politikası pragmatist (faydacı) sağ oportünisttir. O, burjuvaziyle ittifak uğruna proletaryanın temel çıkarlarını hiçe saymış; her zaman burjuvaziyle, bu arada karşı-devrimci Guomindang ile uzlaşma zemini aramış; devrimin düşmanları ile proletarya açısından ihanet uzlaşmaları yapmış; önerdiği ittifaklar politikaları ile demokratik devrim programının temel taleplerini savunmaktan vazgeçmiştir. İttifaklar politikasında ona yol gösteren ana ilke “düşmanımın düşmanı dostumdur” pragmatik ilkesidir. O, bu ilkeden hareketle, baş düşmanlara karşı devrimin diğer düşmanları ile, halk kitlelerinin temel taleplerinden tavizler vererek, birliği savunmuştur. Mao’nun bu anlayışı, en son olarak “Üç Dünya Teorisi”nde doruk noktasına varmıştır.

Marksist-Leninist devlet öğretisini ret ve revize den Mao Zedung, sınıflar üstü bir devlet anlayışına; Sun Yat-Sen’ci bir anlayışa sahiptir. Ona göre, demokratik devrim aşamasındaki sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde ne burjuva ne de proleter sınıf niteliği taşıyan; burjuva diktatörlüğü ve proletarya diktatörlüğünden apayrı, sınıf niteliği belli olmayan birkaç sınıfın birleşik diktatörlüğü kurulacaktır. O, Çin’de, devrimden sonra böyle bir diktatörlüğün kurulacağını ve bunun uzun süre devam edeceğini söyler.

Mao Zedung, ekonomik ve toplumsal özü bakımından da burjuva olan – adı üzerinde- burjuva-demokratik devrimin zaferinin proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün kurulması anlamına geleceğini reddetmiştir. Azınlığın çoğunluk üzerindeki diktatörlüğü olan alışılmış burjuva diktatörlüğünden farklı olarak çoğunluğun azınlık üzerindeki diktatörlüğü olan proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünün, burjuva egemenliğinin son biçimi olduğunu; politik özgürlüğün elde edildiği; proletaryanın sosyalizm için mücadelesinin yolunu açan; proletarya diktatörlüğüne geçişin en uygun biçimi ve proletarya açısından geçici bir araç olan; demokratik devrimin zaferini teminat altına alan geçici bir devlet örgütlenmesi olduğunu reddeden Mao Zedung, böylece, birleşik diktatörlük adı altında azınlığın çoğunluk üzerindeki diktatörlüğü olan kapitalist bir cumhuriyeti savunmuştur.

Burjuva devlet anlayışının ve diğer politikalarının yanı sıra sağ oportünist ittifaklar politikasının bir unsuru olarak, o, karşı-devrimci Guomindang’a ortaklaşa “demokratik” bir cumhuriyet kurmayı önermiştir. Japon emperyalizminin işgaline karşı mücadele eden bütün politik güçlerin (kompradorlar ve toprak ağalarının bir kısmı da dahil olmak üzere) devlet iktidarında hem savaş içinde hem de savaştan sonra temsil edilmeleri gerektiğini savundu. “Üç üçte bir” bu anlayışın bir unsurudur. Aynı anlayışı “Üçüncü İç Savaş Dönemi” denilen, Guomindang’a ve emperyalistler içinde özellikle Amerikan emperyalizmine karşı mücadele sırasında da savunan Mao Zedung’a devlet sorununda yol gösteren, “yiyecek bir şey varsa herkes paylaşmalı” şeklindeki oportünist “ilke”dir.

Mücadele biçimleri konusunda salt askeri bakış açısına sahip olan Mao Zedung, kırlık alanlarda kurtarılmış bölgeler yaratarak, “kızıl üs”ler kurarak şehirlerin kırlardan kuşatılması yoluyla iktidarın ele alınmasını bütün sömürge ve yarı-sömürge ülkeler için evrensel geçerliliği olan bir tez olarak sunmuştur. O, Marksist-Leninist “iç savaş” anlayışının karşısına “halk savaşı” anlayışını koymuştur. Şiddete dayanan devrimin ve iç savaşın hangi biçimlere bürüneceğini sınıf mücadelesinin sıcak pratiği içinden çıkarmak yerine, ekonomik, toplumsal, politik, kültürel vb. bakımlardan bir dizi farklılıklar gösteren ülkeler için genel geçerliliği olan reçeteler hazırlamıştır.

Her alanda sahip olduğu eklektizminin bir tezahürü olarak o, iç savaşın bir biçimi olan gerilla savaşının sadece yüzölçümü bakımından büyük sömürge ve yarı-sömürgelerde geçerli olacağını da söylemektedir. Bu durumda, yüzölçümü bakımından küçük olan sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde, Mao Zedung’a göre, genel bir silahlı ayaklanma ile de iktidar ele geçirilemeyeceğine göre, o ülkeler işçi sınıfı ve ezilen halklarına kollarını kavuşturup oturmaktan başka bir şey kalmıyor.

Mao Zedung ve Çin revizyonistleri “kırlardan şehirleri kuşatma” tezine emperyalizmin saldırıda bulunduğunu, işgal ettiğini varsayarak varmaktadırlar ki, bu, emperyalizmin fiili saldırısı olmadığı şartlarda bu ülke halklarının silahlı mücadeleye başvurmamaları, “kendi” iç gericiliklerini devirmeye teşebbüs etmemeleri anlamına gelir.
Gerilla savaşının salt toprak bakımından geniş olan sömürge ve yarı-sömürgelerde geçerli olduğunu vaaz eden Mao, bu teziyle kapitalist-emperyalist ülkelerdeki devrimleri bir anda parlayıp sönen bir saman alevi gibi ele almakta ve bu ülkelerde iç savaşın bir biçimi olarak gerilla savaşını reddetmektedir.

Mao Zedung bir proleter enternasyonalisti değil, her şeye genel olarak Çin’in çıkarları, özellikle 1949 devriminden sonra Büyük Han milliyeti açısından bakan bir burjuva milliyetçisi idi. Onun devrim ve sosyalizm davasına; dünya komünist partisi Komintern’e karşı takındığı bağlılık sadece görünüştedir, sahtedir. Mao, bizzat kendi ağzından, Komintern’e hiçbir zaman itaat etmediklerini söylemektedir. Mao’nun Stalin’in yönetimindeki sosyalist Sovyetler Birliği’ne karşı takındığı tavrı da milliyetçi ve pragmatisttir.

Son gelinen noktada “Üç Dünya Teorisi” onun enternasyonalizminin mantıki bir sonucudur. Bu enternasyonalizmin ne menem bir şey olduğunu dünya işçi sınıfı ve ezilen halklar gün geçtikçe daha iyi kavramaktadır.

Mao Zedung’un modern revizyonizme karşı mücadelede uluslararası komünist harekete önderlik ettiği doğru değildir. O, hayatı boyunca yaptığı gibi, burjuva ideolojisi ile proleter ideolojiyi, Marksizm-Leninizm ile revizyonizmi uzlaştırmanın teori ve pratiğini yapmıştır. Pragmatik felsefesi gereğince her şeye Çin’in çıkarları açısından baktığından, çıkarları gerektirdiğinde Titocu ve Sovyet revizyonizmine karşı bazen “mücadele” etmiş, bazen de Titoculukla, Kruşçev-Brejnev revizyonizmiyle iyi geçinmiş; kendi sınıf çıkarları gerektirdiğinde bunlarla yeniden dalaşmıştır.

Arnavutluk Emek Partisi (AEP) modern revizyonizme karşı cepheden mücadele ederken, ÇKP ve önderi Mao Zedung Sovyet revizyonistleriyle her zaman uzlaşma ve işbirliği zemini aramışlardır. Kruşçev’in devrilmesini ve yerini Brejnev’in almasını sevinçle karşılayan Çin revizyonistleri tekrar “hayal kırıklığı”na uğramaktan kurtulamamışlardır.
Mao Zedung, sözde, modern revizyonizme karşı mücadele ederken, parti, devlet, devrim, emperyalizm, savaş ve barış vb. sorunlarda aynı revizyonist tezleri, bazı biçimsel farklılıklarla birlikte, savunmaya devam etmiş ve bunları “Üç Dünya Teorisi” gibi mantıki bir sonuca götürmüştür.

Mao, “Büyük Proleter Kültür Devrimi” adı verilen hizipler arası dalaşmanın bir sonucu olan kargaşalık ortamında önceleri gençliğe, özellikle öğrenci gençliğe, sonraları ise orduya dayanarak, her ne kadar tersinin doğru olduğunu zaman zaman söylemekten geri durmadıysa da, silahın politikaya komuta etmesi gerektiği şeklindeki tezini bir kez daha pratiğe uyguladı. Mao ile başında Lin Piao’nun bulunduğu ordu arasındaki anlaşma sonucu ÇKP’nin 9. Kongresinde ordu kadroları Siyasi Büro’nun çoğunluğunu oluşturur hale geldiler. Her burjuva devlette olduğu gibi, Çin’de de politik iktidar mücadelesinde ordu esas unsur idi.

“BPKD” esas olarak bir öğrenci hareketi, başını Liu Şao Şi ve Deng Siao Ping’in çektiği Çin gericiliğine yönelen, kendiliğinde patlayan ilerici bir politik hareket idi.

Marksizm-Leninizm’i devlet, devrim, emperyalizm, savaş ve barış vb. noktalarda temelden revizyona tabi tutan Mao Zedung, “Üç Dünya Teorisi”ni dünya devriminin stratejisi olarak öne sürdü; sosyalist devrim aşamasındaki ülkelerin proletaryasına “kendi” tekelci burjuvaları ile iki süper devlete, gerçekte ise sadece Rus sosyal-emperyalizmine karşı birleşmelerini ve bazı reformlarla yetinmelerini öğütledi. Demokratik devrim aşamasında bulunan ülkelerin işçi sınıfına ve ezilen halklarına ise “kendi” komprador burjuvaları ve toprak ağaları ile birleşmeleri gerektiğini, emperyalizmin sömürü ve baskısından ancak Üç Dünyacı partilerin yol göstericiliğinde, pratikte hakim sınıfların önderliğinde, yürütülecek “mücadele” sonucu “yeni uluslarası bir ekonomik düzen”in kurulmasıyla kurtulabileceklerini, dolayısıyla devrimden vazgeçmelerini ve ülkelerinde var olan ekonomik, toplumsal ve politik düzeni pekiştirmeleri gerektiğini öğütledi.

Mao’nun tepeden tırnağa revizyonist olan bu teorisine göre temel güçler olan kompradorların ve ağaların pratik önderliğinde yürütülecek ‘mücadele` ile emperyalizm, evrim içinde, yerini sömürüsüz, adil bir dünya ekonomik düzenine bırakacaktı. Mao Zedung’un emperyalizm sorununda sahip olduğu anti-Marksist görüşlerinin mantıki sonucu olan bu teori, Leninist emperyalizm teorisinin çok kaba bir tahrifi idi. O, bu teorisi ve ona uygun pratiğiyle, kendisine ve avenesine dünya karşı-devrim cephesinde güzide bir yer ayırdı ve Çin revizyonistleri bugünkü pratikleriyle Mao Zedung’un izinden yürümektedirler.

Ekonomi-politik ve “Mao Zedung Düşüncesi”

Marksizm’in ekonomik teorisinden ve Leninist emperyalizm teorisinden kilometrelerce uzakta bulunan; emperyalizmin sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde, ve bu arada Çin’de , yol açtığı yapısal değişikleri; emperyalizm, komprador kapitalizm ve feodalizm arasındaki ilişkileri; Çin’de kapitalizmin, özellikle de komprador kapitalizmin gelişme yolu ve özelliklerini kavramayan, idealist ve metafizikçi Mao, Çin’in bir yandan yarı-sömürge, yarı-feodal bir ekonomik yapıya sahip olduğunu söylerken, aynı zamanda “üç aşağı beş yukarı kapitalist bir ülke” tespitini yapmaktadır. Ekonomik yapının niteliğinin hâkim üretim tarzı; dolayısıyla hâkim üretim ilişkileri tarafından belirlendiği şeklindeki tarihsel materyalist tezi reddeden Mao Zedung’a göre, Çin, hem yarı-feodal, hem de kapitalist bir ülkedir ve bu iki tespit arasında bir çelişki yoktur.

Ona göre, demokratik devrimden kesintisiz olarak üretimin sosyalist örgütlenmesine geçilmemeliydi çünkü Çin’in üretici güçleri buna uygun değildi; sosyalist ekonomi yerine sözde sosyalist devlet sektörü, özel kapitalist sektör ve kooperatif sektöründen oluşan ne kapitalist ne sosyalist ikisinin ortası (!) olan “yeni demokratik ekonomi” inşa edilmeli, sağlamlaştırılmalı, böylece sosyalizmin inşasına başlanması -eğer Mao’ya göre başlanması gerekiyorsa- için uygun koşullar yaratılmalıydı. Bu tez, II. Enternasyonal oportünistlerinin, revizyonistlerin üretimin sosyalist örgütlenmesinin karşısına çıkardıkları gerici “üretici güçler teorisi”nden başka bir şey değildi.

Sosyalist üretim biçiminin yasalarından bihaber olan Mao Zedung, bir yandan “üretici güçler teorisi”ni savunurken, diğer yandan Çin gibi geri bir ülkede geri bir teknik temel üzerinde kurulan kooperatifler ve “halk komünleri” aracılığıyla birkaç yıl içinde komünizme geçilebileceğini öne sürmekten de geri durmamıştır. Kısa sürede 500 milyon köylünün toplandığı kooperatifler 1958 yılında on binlerce “halk komünü”ne dönüştürülmüştür. “Büyük İleri Atılım” denilen ve üretici güçlerin geri olduğu şartlarda, geri bir teknik temel üzerinde girişilen bu deneyin sonucu, diğer bazı etkenlerin de eklenmesiyle, ağır bir ekonomik buhran olmuştur. Birkaç yıl içinde komünizme geçilebileceği vaazları veren Mao, “Büyük İleri Atılım”ın fiyaskoyla sonuçlanmasından sonra, tersi bir tutumla, güçlü bir sosyalist ekonominin inşası için yüzyıldan fazla bir zamana ihtiyaç olduğunu söylemiştir. Mao Zedung, sosyalizmin kırlarda, uzun bir tarihi süreçte, kapitalist tipi küçük-burjuva kooperatiflerden proleter ve yarı-proleterin yönettiği üretici-tüketici komünlerine geçiş yoluyla inşa edileceğini kavramadı.

Sosyalist inşa için modern bir ağır sanayiin kurulması gerektiği; ancak böylelikle tarımın sosyalist dönüşümünün başarıyla gerçekleştirilebileceğini reddeden Mao’ya göre, sosyalizmin maddi temeli ağır sanayii değil, hafif sanayi ve tarım, özellikle de dağınık geri bir tekniğe dayanan küçük çapta kooperatif kuruluşlardı. O, büyük-çaplı üretimin muhalifi, küçük-çaplı üretimin ise ateşli bir taraftarıydı; tıpkı Proudhon ve Bakunin gibi. Yine Mao’ya göre, Çin’in sanayileşmesi ve sosyalizmin inşası merkezi plana dayanan bir örgütlenme ile değil, sanayi, ticaret, eğitim, savunma vb. görevleri de üstlenen yarı-özerk idari birimler olan “halk komünleri” tarafından yerine getirilecekti.
Bir zamanlar hızlı (!) bir ütopyacı köylü sosyalisti olan Mao’ya göre, sosyalizm ne idiği belirsiz bir bolluk ve refah toplumuydu. Onun iyi niyetli (!) sosyalizmde bütünleşecek olan (!) kent ve kır kapitalistleri ile ortaklaşa inşa etmeye çalıştığı sosyalizm, işçi sınıfının burjuvaziye karşı sınıf mücadelesi, iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi gibi temel sorunları hesaba katmayan; halkı, özellikle de Çin nüfusunun ezici çoğunluğu olan köylüleri -hiçbir ayrım yapmadan tüm köylülüğü- salt kooperatiflerde ve halk komünlerinde örgütlemekle; sınıf düşmanlarını sınıf işbirlikçilerine, sınıf mücadelesini sınıf barışına dönüştürmekle barışçı yoldan kurulacak olan bir toplumdu; bir “kooperatif sosyalizmi” idi.

Mao Zedung, idealist ve metafizik dünya görüşüne sahip olmasından dolayı, insan toplumunun gelişme yasalarının kapitalist toplumun komünist topluma dönüşümünü kaçınılmaz kıldığını kavramadığı gibi, çoğu kez sosyalizm diye adlandırılan, sınıfların -emekçi sınıflar- hâlâ var olduğu komünist toplumun alt aşaması ile sınıfların kalktığı üst aşaması arasındaki farkın ekonomik olgunluk derecesindeki farklılıktan ibaret olduğunu da kavramamıştır.
O, gerçekleşeceğini umduğu (!) komünizmin değişmeden kalamayacağını, mutlaka nitelik değişimine uğrayacağını söylemekten de geri kalmamıştır. Ona göre, komünizmde de hâlâ üretici güçlerle üretim ilişkileri, ekonomik yapıyla üstyapı arasındaki çelişki, insanlar arasında anlaşmazlıklar ve çatışmalar olacaktı. Sınıflara bölünmenin ve sınıf çatışmalarının üretim yetersizliğinden, bölüşümdeki farklılıktan doğduğunu kavramayan Mao, artık herkesin ihtiyacı olanı alabildiği komünist toplumda hâlâ üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkiden, çatışmalardan bahsedebilmektedir. Onun hayalinde kurduğu komünist toplum on bin yıl (!) geçse de sınıfların, sınıf farklılıklarının, sınıf çelişkilerinin hâlâ var olacağı ve sürüp gideceği bir komünizmdir.

Sonuç olarak: Marksist felsefe, Marksist sınıf mücadelesi öğretisi ve ekonomi-politik bakımdan tepeden tırnağa anti-Marksist olan “Mao Zedung Düşüncesi” küçük-burjuva revizyonist bir teoridir ve komünizm bayrağını yükseklerde tutan komünist hareketimiz tarafından ret ve mahkûm edilmiştir.

Marks, Engels, Lenin ve Stalin’in sadık öğrencileri, komünist hareketimizin değerli üye ve aday üyeleri, yoldaşlar,

Proletaryanın yüce ideolojisi Marksizm-Leninizm’in yol göstericiliğinde, Marksizm-Leninizm düşmanı “Mao Zedung Düşüncesi”ni ret ve mahkûm ettik. Yürüttüğümüz kampanyanın hareketimiz açısından tarihsel bir öneme sahip olduğu şüphe götürmez bir gerçektir ve inanıyoruz ki bütün yoldaşlar bunun bilincindedir. Evet, Mao Zedung revizyonizminin anti-Marksist özünü açığa çıkardık, ret ve mahkûm ettik; ancak bu yeterli midir? Şüphesiz ki değildir ve bütün yoldaşlar, başta Merkez Komitesi olmak üzere diğer yönetici örgütlerin önderliğinde “Mao Zedung Düşüncesi”ne karşı mücadeleyi, bu bildiride konulan platform temelinde hayatın her alanında devrimci proletaryaya has şevk ve kararlılıkla yürütecektir. Duraksama yok. Gevşeme yok. Marksizm-Leninizm düşmanı her türlü akımın üzerine Marksizm-Leninizm’le dopdolu olarak kararlı olarak yürümek var. Görevimizi sürdürelim yoldaşlar…

Hareketimiz Marksizm-Leninizm’in revize edilmesine, her türlü Marksizm- Leninizm düşmanı ideolojik ve politik akıma karşı yürüteceği mücadeleyi, belirli bir dönem için, özellikle revizyonist “Mao Zedung Düşüncesi” üzerinde yoğunlaştıracaktır.

Revizyonist “Mao Zedung Düşüncesi”ne karşı tartışma kampanyasında ulaşılan sonuçlar uyarınca cepheden mücadele yürütmenin yanı sıra, hareketimiz, aynı zamanda, bu küçük-burjuva revizyonist teorinin üzerimizdeki etkilerini araştırma ve inceleme faaliyetini yeni bir tartışma kampanyası olarak yürütecektir.
“Mao Zedung Düşüncesi”ne karşı yoğun bir teorik mücadelenin verilmesinin yanı sıra, açılacak yeni bir kampanyanın yürütülmesinin zorluklarını göz önünde bulunduran komünist hareketimiz, üye ve aday üyelerinin Merkez Komitesi ve diğer yönetici örgütlerimizin önderliğinde zorlukları yenerek doğru sonuçlara ulaşacakları bilincindedir. MARKS, ENGELS, LENİN ve STALİN’in ışıklı yolundan kararlılıkla ilerleyen TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST-LENİNİST HAREKETİ Marksizm-Leninizm’in kızıl bayrağını yükseklerde tutacak, çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının öncü kurmayı partisini yeniden kurma yolunda sarsılmaz bir kararlılıkla ilerleyecektir.

KAHROLSUN REZİZYONİZM VE OPORTÜNİZM!
YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM!
YAŞASIN PROLETER ENTERNASYONALİZMİ!
YAŞASIN TKP/ML HAREKETİ!

TKP/ML HAREKETİ MERKEZ KOMİTESİ

22 MART 1980